“Sen” hitabıyla başladığım onca imgeli şiirlerim yüreğimin ince yerinde duruyor. O ince yerin adresini bilmem sen bilir misin? Sessizliğimde/ sensizliğimde onca söz biriktirdim, belki bir gün anlatırım sana diye. Aklımda sen, fikrimde sen, sensiz nasıl yaşanır bu alemde ah bir bilebilsem… Yürekte bir kor ateş, sönmek nedir bilmeyen.
Güneş çekildi dünyamdan gayri yavaş yavaş! Yağmur damlaları düştü avuçlarıma… Renkler kuşak çekti gökyüzüne ebem markalı. Bıraktım kendimi fırtınanın tam da ortasına. Sen yağıyor yağmur şimdi sağnak sağnak yüreğime.
Sustum! Suskunlara kurdum düşlerimi!..
“Sen, kaburgamın altın parçası” Gücenik hayallerimin çıkmaz sokağı sen! Dipsiz vadilerin çağlayanına düştü düşlerim desem duyar mısın ki beni bu vakit! Çekildim dünyamın kıvrımlarına salyangoz misali. Rüzgârın esintisine bıraktım kendimi ruhumdaki duyguları sana getirsin diye; hediye…
Güneş çekildi dünyamdan gayri yavaş yavaş! Yağmur damlaları düştü avuçlarıma… Renkler kuşak çekti gökyüzüne ebem markalı. Bıraktım kendimi fırtınanın tam da ortasına. Sen yağıyor yağmur şimdi sağnak sağnak yüreğime.
Sustum! Suskunlara kurdum düşlerimi!..
“Sen, kaburgamın altın parçası” Gücenik hayallerimin çıkmaz sokağı sen! Dipsiz vadilerin çağlayanına düştü düşlerim desem duyar mısın ki beni bu vakit! Çekildim dünyamın kıvrımlarına salyangoz misali. Rüzgârın esintisine bıraktım kendimi ruhumdaki duyguları sana getirsin diye; hediye…
Yine deli bir sensizliğin hüznündeyim gör işte! Karşı kaldırımdaki ninenin sesi kulaklarımda: “heeeey, noldu sana yine böyle deli kadın?”
Yine dilimde suskunluk, ve yine hasret türküleri düştü dünyama:
(“Gözlerimde kanlı yaşlar/ Hasretin bağrımda kışlar/ Başa geldi olmaz işler/ Bin bir dertle doldu gönlüm…”
Yine dilimde suskunluk, ve yine hasret türküleri düştü dünyama:
(“Gözlerimde kanlı yaşlar/ Hasretin bağrımda kışlar/ Başa geldi olmaz işler/ Bin bir dertle doldu gönlüm…”
























