Doğanın binlerce yıl süren sabrı, insanoğlunun hoyrat ellerinde bazen sessizce tükenir. Bu tükenişin sembolü haline gelen “ağacın baltaya sitemi” ifadesi, hem mecazi hem de edebi yönüyle derin anlamlar taşır.
Bir zamanlar göğe yükselen, kuşlara yuva olan, gölgeleriyle canlılara serinlik sunan bir ağaç… Bir gün karşısında kendisine ölüm getiren baltayı görür. Ve sitemi şöyle olur:
“Sapı benden olan baltaya ne diyeyim?”
Bu kısa cümle, doğanın insanla olan ilişkisini acı bir ironiyle gözler önüne serer. Ağaç, baltayı yaralayan değil; baltayı taşıyan sapın kendi özünden yapılmasına sitem eder. Zira onu yok eden şeyin kendi varlığından doğmuş olması, sitemin en acı tarafıdır.
Bu hikâye sadece doğayla ilgili değildir. İnsan ilişkilerindeki ihanetleri, dostun dostu incittiği anları da anlatır. Bir arkadaşın ihaneti, bir yakının kırıcı sözleri… Hepsinde aynı acı yatar: “Benim parçam olan biri, bana zarar verdi.”
Ağacın baltaya olan sitemi, tarihin her döneminde yankılanır. Doğayı yok eden sanayi, savaşları besleyen kin, bireyleri ezen sistemler… Hepsi, kendi özünden çıkıp kendisini yok eden bir çelişkinin parçası değil mi?
Bu sitem, bir isyan değil; bir uyandırma çağrısıdır. Doğaya, birbirimize ve kendimize karşı daha duyarlı olmamız gerektiğini hatırlatır. Sadece baltaya değil, onu taşıyan ellere de dönüp bakmamızı ister. Soru şu: “Gerçekten baltayı kim tutuyor?”
























